Sinema izle, Film izle, Online Sinema izle, Sinema Seyret, Ücretsiz Sinema, Bedava Sinema, Ücretsiz

Archive for the ‘SineVizyon’ Category

Senarist ve yönetmen Jay Lee’nin yaptığı korku ve komedi öğelerini bir araya getiren filmi “Zombie Strippers”
“Zombie Strippers”bu ay gösterime giriyor. Film aynı zamanda ünlü korku üstadı Robert Englun ile erotik yıldız Jenna Jemason’ı bu filmde buluşturuyor. 2008 yapımı filmin, geçen sene gösterime giren Robert Rodriquez’in grind filmi “Planet Terror” e olan benzerliği dikkat çekiyor. Sony Pictures tarafından 18 Nisan’da Kuzey Amerika’da gösterime girecek olan film türün hayranları tarafından merakla bekleniyor.
En son 2007 yapımı “Hatchet” adlı korku filminde gördüğümüz Robert Englund’u Ian Essko rolünde izleyeceğiz. Jenna Jemason’un da ilk Hollywood filmi. Film ile ilgili detaylar için filmin resmi sitesini buradan ziyaret edebilirsiniz.

İzlendikten sonra unutulması gereken bazı filmler varsa;jacob’s Ladder hiç şüphe yok ki buna iyi bir örnek. Her başarılı gerilim gibi en ilkel ve temel korkumuzdan yakalar bizi. Film boyunca aslında izledigimiz , insan beyninin salt bir gerçeklik olan ölümle mücadelesidir. Apaçık bir gerçeği işaret eder: Dogası geregi kibirli ve hayyata kalmak konusunda uzman benligimiz, ölümle;onu mantıklı ve makul kılan olası ajitasyonların ötesinde yalın bir gerçeklik olarak karşılaştıgında başa çıkamayacaktır, ne yapmamız gerektigini film söyler bize:
“if you’re frightened of dying and you’re holding on you’ll see devils tearing your life away,
if you’ve made your peace then the devils are really angels freeing you from the earth…”
Bire bir tercümenin dışında bu ,şu demek:
“eger ölümden korkar ve hayata tutunmaya çalışırsak heryerde hayatımızı elimizden almaya çalışan şeytanları görürüz.oysa onunla uzlaşırşak ,şeytanlar bizi dünyadan kurtarmaya çalışan meleklere dönüşür.”

Yönetmen(Adrian Lyne) gerçekle rüyanın sürekli birbirinin içine geçtigi, hangisinin nerde başlayıp nerede bittigi muglak bir hikaye anlatıyor bize. Emin olabilecegimiz yegane gerçek_belki de_ jacob Singer’ın(Tim Robbins)vietnemda savaşan bir amerikan askeri oldugudur. Ve itiraf etmek gerekirse iyi bir başlangıç ve son için bu yeterlidir.
Film, kurgusu ve sürpriz finaliyle , izleyenin akli meleklerini yerden yere vururken, gerilim türünün bir çok unsurundan da sonuna kadar yaralanıyor; fantastik , mistik, politik gerilimin klişeleri jacobs ladder de yeniden kurgulanır ve _özelllikle de finaliyle_film kendi klişesini üretir.

İzlerken en sık yasayacagınız duygu “şaşırmak”olacaktır sanırım. Asıl gerçege (korkunç olana) ulaşana dek zihnimiz gecici yanılsamalarla meşgul edilip durur ve “tamam işte bu” dediginiz de yanılgınızı da farketmiş olursunuz.
Hayatımıza dair söylediği rahatsız edici aforizmasıyla, jacobs Ladder, gerçekten de unutulması gerken filmlerdendir zira kaçınılmaz olana doğru hızla ilerlerken,izlediginizin , “o” anla yüzleşen bilincin çaresizce çırpınışlarından _ tüm deneyimlerini ve hatta gerçek dediği herşeyi reddetmek pahasına _ başka bir şey olmadığını farketmek rahatsız edicidir.söz konusu olan ölüm korkusundan çok , insanın kalbini sıkıştıran bir çaresizlik, zavalılık duygusudur ki hiç kimse bununla uzun süre yaşamak istemez.

Filmin isminden bahsetmek gerekirse;türkçe karışılığı “Yakub’un merdiveni”. Tevrat’ta geçen bir hikayeden alımıştır.

Yönetmenliğini Doug Lefler’ın yaptığı The Last Legion aksiyon, macera ve savaş konulu filmleri sevenler için önerebileceğim yapımlardan birisi.
Filmde özellikle Aurelius rolünü Colin Firth, Ambrosinus rolünü Ben Kingsley, Mira rolünü Aishwarya Rai ve Romulus Augustus rolünü Thomas Sangster canlandırıyor.. Cesur komutan Aurelius, yaşlı bilge rolündeki Ambrosinus, savaşçı özellikleriyle bayan Mira ve on iki yaşındaki sezar Romulus öne çıkan karakterler.

Millattan sonra 460 yılında Roma İmparatorluğunda başlar film. Artık zayıflamış olan imparatorluğun son varisi Romulus Augustus henüz on iki yaşındadır. Barbar general Odoacer Roma’ya varmış ve imparator Orestes’i tehdit etmektedir. Çocuğunun akibetinden endişe eden Orestes onu akıl hocasına emanet eder. Barbarların şehri fethetmesi sonrası Romulus’un ailesi öldürülür ve o da Capri adasına gönderilir. Capri kalesi imparator Tiberius tarafından inşa edilmiştir. Tutsak Romulus’u kurtarmak için Aurelius ve adamları işe koyulurlar. Romulus’u kurtardıktan sonra Doğu Roma’nın desteğini kaybederler ve İngilteredeki son Roma lejyonerini bulmak ve savaşarak ülkeyi eski haline döndürmek isterler.

 

Başrollerini Johnny Depp ve Heather Graham’ın paylaştığı sürükleyici bu gerilim filmi olan From Hell,1830’ların Londrasında Whitechaper bölgesinde,10 hafta içerisinde 5 fahişeyi hiç görülmemiş biçimde öldüren Karındeşen Jack’in peşinde koşan dedektifleri anlatıyor. Aynı adlı popüler romandan adapte edilen ve Karındeşen Jack hakkında psikolojik gerilim teması üzerine kurgulu tarihsel bir inceleme olan From Hell İngiltere tarihinin en bilinmez ve korku verici hikayesinin gerçeklerini anlatmayı amaçlıyor. Yönetmenleri:Albert ve Allen Hughes Oyuncular: Johnny Depp, Heather Graham, Ian Holm, Robbie Coltrane, Ian Richardson, Jason Flemyng, Katrin Cartlidge, Terence Harvey, Susan Lynch, Paul Rhys, Lesley Sharp, Estelle Skornik, Nicholas McGaughey,

Al Pacino, Meryl Streep ve Emma Thompson’ın rol aldığı 11 Emmy ödüllü, son yılların hakkında en çok konuşulan dizi filmlerinden ‘Angels in America’, ne dizilere özgü olan uçuşkanlığı barındırıyor ne de günlük yaşantımızın sıradanlığında geziniyor. 6 bölüm olarak dizi film mantığında tasarlanmış olmasına karşın uzun metrajlı çekilmiş bir sinema filmi tadı ve estetiğinde olduğunu izleyen herkes kabul edicektir zaten.

Kurgusu postmodern üslupla kurulmuş. Her olay, karakter ve imajın tarihe göndermeleri söz konusu. Zaten tam da bu nokta da bu büyük başarısı ortaya çıkıyor.
Kurgusal anlamda, oyunlarla şaşırtmacalarla örülü değil. Son derece tanıdık bir olaylar zinciri olarak tarif edilebilir. Yavaş yavaş karakterlerle karşılaşıyoruz. Olaylar düz bir akışkanlıkla devam ediyor. Birbiri ardına ilerliyor anlamında yani. Karakterleri ve olayları tanıyoruz.
1985’ler Amerikasına ait dertler dizinin gündeminde. Oldukça yanlı görünürken, bir o kadar da özeleştirel bir niteliğe sahip aslında. Kendini kanatan bir yara gibi akıyor görüntüler ekranda. Sürekli başvurulan kutsal kitap.

Tüm oyuncular ana karakter kimliğinde. Çünkü fantastikle birleşen bir toplumsal gerçeklik peşinde koşarken, farklı yaşantıları çakıştırıyor. Bu nokta da herkes kendi küçük yaşantısının gerçekliğini yansıtırken baş karakter oluyor.
Dizinin ilginç bir diğer kısmı karakterler dizi film içinde farklı kişiler olarak da çıkıyor karşımıza. Dizinin başlangıçlarındaki hahamı hatırlayalım örneğin. Evet, şaşırtıcı. Harper’a yardım eden siyah dostunu düşünelim. Yahut park’ta Joe’nun annesiyle sohbet eden deli kadını düşünelim. Hatta daha da ötesi. Sadece 2. roller değil. Örneğin Emma Thompson en az 4 karakteri canlandırıyor bu yapı içinde. Başka figürlerle çalışılamazmıydı. Elbette. Ancak bu postmodern sanat dünyasının sık başvurduğu yapılardan biri. Bunun birkaç boyutu var. İlki diziye anlatı boyunca hizmet eden durum. Örneğin tüm yardım eden karakterler rolünde bu aynı oyuncuların farklı karakterlere bürünmesi olayı. Emma Thompson hem Prior’a yardımcı olan hemşire, fantastik boyutunda bir melek, hem paktaki anneye yardım eden deli kadın rolünde. Diğer rolüyse bugünün üretimlerinin çok kullandığı, izleyiciyi sürekli uyanık tutmak isteme noktası. Bir çeşit yarık. Bir çeşit kendinin bir kurgu olduğunu sürekli izleyiciye hatırlatma arzusu.

Ünlü yıldızların rol aldığı fantastik dizi filmde, AIDS hastası iki eşcinselin yaşamlarını ve çevrelerinde gelişen olayları konu alıyor. 1985’de Ronald Reagan’ın ABD Başkanı olduğu dönemde geçen kurgu Amerika’daki siyasi yapıyı ve toplumun AIDS hastalarına ve eşcinsellere karşı tavrını da eleştiriyor.

 

Sergio Leone ustanın Spagetti western tarzında çektiği üçlemenin “Buono, il brutto, il cattivo, Il” olarakta anılan son filmi diyebiliriz. (filmin orjinal ismidir.)
Konusu ise özetle şöyle:
Vahşi batıda yasadışı yollardan kazandıkları paralar ile hayatlarını sürdüren üç kovboyun eski bir askerin çaldığı altınların peşine düşmeleri, altını ararken amerikan iç savaşının içinde kalmaları ve birbirleri ile olan kıyasıya mücadeleleri.
Film Hakkında:
Müziklerini Ennio Morricone yapmıştır ve film ile özdeşleşmiştir.
Film Amerika’da değil 1965 yılında italya ve ispanya’da çekilmiştir.
Kadın olmayan ender filmlerden dense de doğru değildir. (Otel işleten kadın vs.)
Film boyunca Blonde (Sarışın, Clint Eastwood) takma adıyla yol alan kovboy hiç gerçek adını söylememiştir. (Serinin diğer filmi olan “Bir Avuç Dolar İçin” de bu geçerlidir.)
imdb adresi
iyi kötü çirkin jenerik:
Ennio Morricone – The Good, the bad and the ugly (Konçerto)

 

Sosyomat – wikipedia tr – en – sourtimes
Yönetmen Sergio Leone
Senaryo yazarı Sergio Leone, Luciano Vincenzoni
Oyuncular Eli Wallach (Tuco Benedito Pacifico Juan Maria Ramirez (Çirkin)),
Clint Eastwood (Sarışın (İyi)),
Lee Van Cleef (Sentenza (Kötü)),
Aldo Giuffrè, Luigi Pistilli, Rada Rassimov, Enzo Petito, Claudio Scarchilli, John Bartha, Livio Lorenzon, Antonio Casale, Sandro Scarchilli, Benito Stefanelli, Angelo Novi, Antonio Casas
Film müzikleri Ennio Morricone

 

Snatch’i izlemediyseniz, bir an önce izleyip onu hak ettiği koltuğa koymalısınız. Yönetmen Guy Ritchie’nin ellerine sağlık bizler için unutulmazlar arasına girmeyi hak eden bir başyapıt yaratmış.
Başrollerinde Brad Pitt, Jason Statham, Vinnie Jones gibi kendilerini kanıtlamış oyuncuların bulunması apayrı bir hava katmış filme. Hatta öyle ki, filmdeki oyuncuların performansından etkilenen bir sinemasever filmin belli bir başrol oyuncusunun olmadığını, türünün dahi belli olmadığını iddia etmiş. Ama hakkını yememiş, ironik bir yolla yapmış yorumunu ve olağanüstü bir film olduğunu da eklemiş. Bir bakıma haklı da. Hangi siteye baksam filmi farklı kategoriler altında listelenmiş olarak buluyorum.
Filmin konusununda bahsetmek istemiyorum çünkü izlemeyen arkadaşlar için bence öğrenmemeleri ve filmin sadece olağanüstü bir başyapıt olduğunu bilerek izlemeleri çok daha heyecan verici olacaktır. Brad Pitt’in müthiş bir performansla canlandırmış olduğu karakterden de çok bahsetmek isterdim ama dediğim gibi hiç bir tüyo vermeyeceğim.
Ayrıca “ben konusunu bilmediğim filmi izlemem” diyenleri de buraya buyuralım…

İzleyin, görün ve hastası olduğunuz filmler arasında yeni bir tanesini daha eklemeye hazır olun…

 


En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.