Sinema izle, Film izle, Online Sinema izle, Sinema Seyret, Ücretsiz Sinema, Bedava Sinema, Ücretsiz

Archive for the ‘SineVizyon’ Category

Snatch’i izlemediyseniz, bir an önce izleyip onu hak ettiği koltuğa koymalısınız. Yönetmen Guy Ritchie’nin ellerine sağlık bizler için unutulmazlar arasına girmeyi hak eden bir başyapıt yaratmış.
Başrollerinde Brad Pitt, Jason Statham, Vinnie Jones gibi kendilerini kanıtlamış oyuncuların bulunması apayrı bir hava katmış filme. Hatta öyle ki, filmdeki oyuncuların performansından etkilenen bir sinemasever filmin belli bir başrol oyuncusunun olmadığını, türünün dahi belli olmadığını iddia etmiş. Ama hakkını yememiş, ironik bir yolla yapmış yorumunu ve olağanüstü bir film olduğunu da eklemiş. Bir bakıma haklı da. Hangi siteye baksam filmi farklı kategoriler altında listelenmiş olarak buluyorum.
Filmin konusununda bahsetmek istemiyorum çünkü izlemeyen arkadaşlar için bence öğrenmemeleri ve filmin sadece olağanüstü bir başyapıt olduğunu bilerek izlemeleri çok daha heyecan verici olacaktır. Brad Pitt’in müthiş bir performansla canlandırmış olduğu karakterden de çok bahsetmek isterdim ama dediğim gibi hiç bir tüyo vermeyeceğim.
Ayrıca “ben konusunu bilmediğim filmi izlemem” diyenleri de buraya buyuralım…

İzleyin, görün ve hastası olduğunuz filmler arasında yeni bir tanesini daha eklemeye hazır olun…

 

Herkesin izlemekten keyif aldıgı, özellikle buz devri 1 ile herkesi kendine hayran bırakan animasyon filminin 3. cekiliyor. Gösterim tarihi imbd’de 1 Temmuz 2009 olarak belirtilmiş bir de fragman eklenmiş ilk iki filmde oldugu gibi bu filmde sincabın Fındık sevdasyıla başlıyor…

Sinan Çetin’den Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Halk Türküsünün yasaklanması ve batılı müziğin insanlara empoze edilmeye çalışmasına karşı çok güzel kısa bir film. Güldürürken düşündüren çok güzel bir kısa film. İzlediğinize pişman olmayacağınıza eminim.

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Gabriel Garcia Márquez’in Love in the Time of Cholera / Kolera Günlerinde Aşk romanından uyarlanmış ama kitaptaki başarıyı sinema perdesine aktaramamış bir film.
Javier Bardem’in başarılı oyunculuğu bile filmi kurtarmaya yetmemiş. Filmdeki abartılı romantizm, bu türden hoşlananların bile midesine ağrı girmesine sebep olacak düzeyde… Unax Ugalde, Florentino Ariza karakterinin genç halini canlandırırken, onun sonsuz aşkı Fermina Urbino’yu Giovanna Mezzogiorno canlandırıyor. Unax Ugalde, yaşlanıp Javier Bardem’e dönüşmesi sırasında hızlı bir yaşlanma evresi geçirirken sevgilisinin bir gram değişmemesi biraz komik. Gerçi bu yoğunlukta bir aşkın insanı çabuk çökertebileceğini göz önünde bulundurmak gerek. ( Bana pek inandırıcı gelmedi ama yoruma açık )
Yönetmeni Mike Newell 2009 yılında karşımıza ünlü bilgisayar oyunu Prince of Persia’nın sinema uyarlaması ile çıkacak. Umarım bu uyarlamada daha başarılı bir performans sergiler, çünkü Prince of Persia birçok kişi için nostaljik ve bir o kadarda değerli bir oyundur.

BATAKLIK

Posted on: Eylül 11, 2008

Bataklık İzlanda yapımı, Arnaldur Indridason’un İzlanda’da çok satan romanından uyarlanmış bir suç filmi. Bir cinayet ve katili yakalamaya uğraşan, bol bol sigara içen İzlandik dedektif modeli Erlendur ekseninde ilerleyen film daha çok bir Agatha Christie hikayesini andırıyor. Dedektif Erlendur’un Amerika’da eğitim görmüş yardımcısıyla dalga geçtiği sahneler dışında mizahın pek uğramadığı soğuk bir gerilim. Hikayenin kurgusu ve katili arama süreci bu tip suç öykülerine aşina izleyiciler için yeterince aksiyonlu ve karışık gelmeyebilir ama filmin kendine has bir dokusu olduğu da gerçek. Yani Amerikan yapımı filmlerdeki hızlı, leb demeden leblebiyi anlayan adeta insanüstü dedektiflerden değil Erlendur. Dolayısıyla filmde de bu türden filmlerde rastladığımız klişelerden eser yok.
Filmin başrol oyuncusu Ingvar Eggert Sigurusson ‘İzlanda nüfusu fazla olan bir ülke değil. Bu nedenle orada suç olaylarına fazla rastlanmaz, Dedektif Erlendur karakteri İzlanda için sıradışı bir karakter.’ diyor. İzlanda’nın bu seneki Oscar adayı da olan Bataklık farklı ülkelerin sinemalarını keşfe çıkan sinemaseverler için ideal.

2006 yılı komedi, animasyon ve müzikal kategorilerine dahil olan harika bir film. İmparator penguenlerin hayatlarına değinen ama daha çok hayallerimizin peşinden gitmemiz gerektiğini anlatan, aşk, dostluk ve maceranın bol olduğu, izlerken gülen, düşündüren en çok da eğlendiren ve sinema dünyasında bana göre en gerçekci animasyon teknolojisinin kullanıldığı bir film.
Kahramanımız Mumble türündeki en kötü şarkı söyleyen penguendir. Fakat Mumble’ ın hiçbir penguende olmayan harika bir yeteneği vardır. Tap dansı! Şarkı söyleyemediğinden ve sürekli tap dansı yaptığından dolayı hep dışlanmasına rağmen o inançlarından vazgeçmeyecektir. Uzak diyarlara yaptığı yolculuk sırasında tanıştığı diğer penguenlerin yardımları ile yuvasına dönmesine rağmen türü tarafından istenilmeyen varlık olarak mimlenir. Ve maceraları bu şekilde devam eder. Bu güzel animasyon filminde karakterlere şu isimler can vermişlerdir;
Mumble – Elijah Wood
Gloria – Brittany Murphy
Memphis – Hugh Jackman
Norma Jean – Nicole Kidman
Ramon (Benim favori karakterimdir) – Robin Williams
Filmin senaryosu Warren Coleman ve John Collee’ e aittir. Yönetmen ise George Miller’ dır. Filmin müziklerini John Powell yapmıştır. Filmle ilgili tüm ekibe buradan ulaşabilirsiniz.

Film 2007 senesinde en iyi oscar ödülüne layık görülmüştür.

Uzun yıllar önce ‘içinden kürk geçen’ her türlü kılık-kıyafet ve aksesuarla ilişkimi kesmiştim. Bu filmle de elmasla olan ilişkimi kesiyorum. “Bütün elmaslı mücevherlerimi derhal toparlayıp ait oldukları yere, toprağa gömeceğim!” diyeceğim ama Allahtan yoklar.. :)

Evet hangi filmden bahsettiğimi anlamışsınızdır artık: Blood Dimond (Kanlı Elmas)
Blood Diamond, 1990′ların sonunda, elmas alanlarının hakimiyeti için vahşi bir iç savaşın sürdüğü Batı Afrika ülkesi Sierra Leone’de, birbirinden çok farklı hayatları ve amaçları olan iki adamın hikayesini anlatıyor. Geçimini elmas ticareti yaparak sağlayan Zimbabweli eski kiralık asker Danny Archer (Leonardo DiCaprio) ile bir baskın sırasında ailesinden koparılarak elmas madenlerinde çalışmaya zorlanan, Mendeli balıkçı Solomon Vandy’nin (Djimon Hounsou) yolları bir hapishanede kesişiyor. “Her yönden” çok çekici, olağanüstü bir pembe elmasın, neredeyse başrollerden birini üstlendiği filmde kahramanlarımız, Amerikalı idealist gazeteci Maddy Bowen’ın (Jennifer Connelly) da yardımıyla asilerin bölgesine zorlu bir yolculuğa girişiyorlar..

Daha fazla konudan bahsedip işin tadını kaçırmayayım. Gerçekçi konusu ve senaryosuyla, oyuncularının başarılı performanslarıyla, aksiyon sahnelerinin gerçekçiliği ve sürükleyiciliğiyle soluk soluğa izlenen bir film Blood Dimond. Gerçekleri yansıtmasının da etkisiyle, savaş-baskın-şiddet-katliam sahnelerinin yarattığı gerginlik sürekli sizinle oluyor taa ki kendinizi bir anda, Afrikanvari hoş müzikler eşliğinde kıtanın olağanüstü güzellikteki pastoral manzaraları içinde bulana kadar. Bu açıdan, The Siege (Kuşatma), The Last Samurai (Son Samuray) gibi aksiyon dozu yüksek filmlere imza atan yönetmen Edward Zwick’e, görüntü yönetmeni Eduardo Serra’ya ve ünlü filmlerin müzisyeni James Newton Howard’a teşekkür edeyim buradan, seyirciye sakinleştirici molalar verdirdikleri için. Ben mi çok etkilendim bilmiyorum ama bildiğim; şiddetin kullanımı açısından Blood Dimond gibi bir filmi, No Country for Old Men ya da Eastern Promises gibi yapay şiddet içeren filmlere yeğliyor olmam.
Leonardo DiCaprio’yu oyuncu olarak beğenirim ama ilk defa bu filmde (fiziğinin yansıması olan) çocuksuluğundan arınmış bir halde görüyorum. Bence en iyi performanslarından birini sergilemiş. Ayrıca Solomon rolündeki Djimon Hounsou’nun oyunculuğu da DiCaprio’nunkiyle yarışıyor neredeyse. 2007 Akademi Ödülleri’nde en iyi erkek oyuncu ve en iyi yardımcı erkek oyuncu dallarında aday olmaları da bundandır herhalde. :)

Özetle; iyi kotarılmış, sıkı emek harcanmış bir film Blood Dimond. Hele “oralar”da neler döndüğünü ve bazı mücevherlerin vitrine çıkana kadar hangi (kanlı) yollardan geçtiğini merak edenlerin kaçırmaması gereken bir film.

 

Size bugün çok ilginç bir filmi anlatacağım. Mümkünse kısa cümleler kurmaya çalışıp, sizi çok da sıkmadan mutlaka izleyin diyerek gırtlağınıza yapışarak yazıyı bitireceğim.

2007 Cannes Film Festivali’nde ödül alan ve film ekiminde’de gösterilen, Marjane Satrapin’in çizgi romanlarından sinemaya aktarılan Persepolis Filmi; kelime anlamı olarak perslerin şehri anlamındadır. Pers şehri yani Persler’in başkentidir. İran’ın dışında efsanevi bir antik kenttir.

İzlediğimiz bütün çizgi filmler, animasyonlar layyy lomm, hayat güzel, sevelim sevilelim tarzında. Bize eğlenceli zaman geçirten, çıkışta ise aklımzıdan uçup giden bir tarz. Oysa Persepolis bunlardan çok ayrı bir kategoride. Evet, bir çizgi film. Siyah beyaz. Siyah beyaz bu çizgi film çizgisel anlamda da farklı. Kübist ögeler var. Düz çizgiler yerine, üçgenler var. Görsel anlamda böyle farklı olan film, konusu olarak da farklı.

İran’lı bir genç kızın Fransa’ya gitmesi; Fransa ile İran arasındaki çelişkilerden etkilenmesini anlatıyor. Bir yanda muhafazakar bir ülke, bir yanda modern bir ülke. Bir yanda gelenek, bir yandan boşluk. Bu esnada büyüme sancıları çeken, kadın olmaya doğru ilerleyen Marjane’nin hikayesi anlatılır. Trajikomik ve politik bir film tanımlaması tam oturacaktır. Trajedi ile birlikte umut da vardır.

Marjane’nin annesini Catherina Denevua seslendiriyor. Filmin senarist ve yapımcısı Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi.

Filmden bir sahneyi anlatarak yazıyı sonlandırayım. Marjane’ye nerelisin diye sorar bir Fransız. Başta İran’lı olduğu için çok ilgi gören genç kız, sonrasında bunun bir küçümseme aracına döndüğünü fark eder. Döner,

–Fransızım der.

 

Yapım aşaması, oyuncular, çekim teknikleri, replikler ve pazarlama teknikleriyle fark atan ilginç bir kısa film.
Serdar (patron/erkan can) bir uyuşturucu kaçakçısıdır ve ilk defa helikopterle nakliye yapacaktır. Adamlarını bir araçla malı almaya göndermiş, restoranda güvendiği adamı Selim’le muhabbet etmektedir. Adamlar malı bir kadına çaldırırlar (füsun) ve işler karışmaya başlar.

Hızlı çekim teknikleri Guy Ritchie’ye, konu ve replikler ise Tarantino’ya benzetildiği için aşırı tepki almış bir kısa filmdir. Gerçekten çok benzese de iyi oyuncular ve kaliteli esprilerle bezenmiş bir yapım.

Kısa Filmin Tamamı
Kamera Arkası:

 

Kısa Film Hakkında:

Yönetmen: Barış Bayraktar
Senaryo: Barış Bayraktar & Berk Temeller

Oyuncular:

Erkan Can
Serhat Özcan
Levent Tülek
Ozan Dağgez
Burak Gürpınar
Hakan Gerçek
Kerem Kıpçak
Rahmi Kerim Özkan
Akasya Asıltürkmen

Yapım Yılı: 2005

Synthetic

Pamuk Prenses 2′nin ham hali diyebileceğimiz, Barış Bayraktar’ın ilk kısa filmi.

 

USAnmaz

Amerikan emperyalizmi ile ilgili güzel bir kısa film. USAnmıyorlar!

 

Yönetmeni beğenip takip etmek isteyen arkadaşlar için yapılan bir röportajı da buraya ekliyorum. Bu kısa filmler hakkında kimler ne demiş? – imdb
USAnmaz: Sourtimes (Yönetmenin kendi yorumuda var)

13 / Tzameti
Sebastian çatı tamiri yapan bir ustanın yanında çalışmaktadır ve kazandığı para yetmemektedir. Çatısını onardığı evin alkolik sahibi ile eşi arasında geçen konuşmalardan etkilenir ve adamın ani ölümüyle gidemediği son işe onun yerine giderek para kazanabileceğini düşünür.
Ölü adama gelen mektubu alarak ortadan kaybolur. Alokolik ev sahibini takip eden Polis’te adamın ölümüyle ortadan kaybolan sebastian’ı takip etmeye başlamıştır. Sebastian ise artık hiç olmayı istemeyeceği bir yerde bulmuştur kendini.
izleyiciye sordukları diyelim şöyle:
kazanmak için neleri riske edebilirsiniz?
kaybedeceğiniz neyiniz var?
kaybedeceğiniz birşeyiniz yoksa nereye kadar gidebilirsiniz?
ve:
insanların yaşam mücadelesinde karşılaştığı zorluklar da neler yapabileceği,
insanların hayatı anlamsız yada hayatta kalma zorunluluğunu (can tatlı!) hissettiği anlarda yapabilecekleri üzerine yapılmış çarpıcı bir film.

 

Film Hakkında:
Yönetmeni ve yazarı: Géla Babluani’dir
2005 Fransa/Gürcistan ortak yapımıdır.
Siyah beyaz çekilmiştir.
Venedik’te En İyi İlk Film seçilmiştir.
Sundance’in Uluslararası Yarışma bölümünde En İyi Film seçilmiştir.


En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.